YEMEKLERİMİZ – Turkish and World food

www.yemek.wordpress.com

Şerbet tarifleri: Çilek, karadut, gül, kızılcık‏ık

Yazan: Site - Yönetici Ekim 3, 2009

Şerbet tarifleri

Şerbet tarifleri

Şerbet tarifleri: Çilek, karadut, gül, kızılcık‏ık

Osmanlı kültüründe konuğa mutlaka ikram edilmesi gereken, paylaşılmaktan hoşlanılan bu lezzet, şimdi unutulmaya yüz tutsa da Osmanlı mutfak kültürünün yaşatıldığı sofralarda halen yerini alır.

Şerbet: Unutturulan değerli ve şifalı içeceklerimizden…
Osmanlı saray mutfağında da halk sofralarında da eksik olmayan bir içeçektir şerbetler. Osmanlı kültüründe konuğa mutlaka ikram edilmesi gereken, paylaşılmaktan hoşlanılan bu lezzet, şimdi unutulmaya yüz tutsa da Osmanlı mutfak kültürünün yaşatıldığı sofralarda halen yerini alır.Dünya mutfak kültürleri içinde içeceklerin önemi tartışılmaz. İnsanlar doğadaki yenecek ürünleri zamanla nasıl aşama aşama öğrenek beslenme modellerini oluşturmuşlarsa, mutlak surette içecek olgusunu da bu aşamaların paralelinde geliştirmişlerdir. Tabii ki içeceklerin susuzluğu giderme aşamasından keyif boyutuna dönüşmesi için binlerce yıl süren bir çok etkenin önemli rolü bulunuyor. Özellikle dinlerin, hem yiyecekler hem de içecekler üzerinde başlıca rolü olduğunu vurgulamak gerekir. Örneğin, İslamiyet’in alkolü kesin yasakların içine alması nedeniyle, İslam dünyasının içecek kültürü doğrudan meyve suları ve şerbet üzerinde yoğunlaşmıştır. Meyve suyu tüketimi dünyanın tamamında uygulanan bir alışkanlıktır, fakat şerbet Doğu Akdeniz, Orta Doğu ve Orta Asya coğrafyalarında İslam toplulukları tarafından ortaya çıkarılmış ve tüketilmiştir.

 
Altın tombakta sunum


Şerbetin, Osmanlı İmparatorluğu’nda altın tombak şerbetliğinde sunulacak kadar itibar görmesi, yemek kültürümüzdeki değerini ortaya koymaktadır. Dünyada hangi içecek böylesine bir makama oturtulmuştur? Fakat günümüzde şerbet, sadece Ramazanlar’da sembolik olarak sunulan bir kültür mirası objesine dönüşmüştür artık. Şerbet kültürünün (kültür tanımlası yapmak gerekir zira atalarımızın günlük yaşantısında, şerbetle bütünleşen veya eşleştirilen geleneksel davranış kalıpları oluşmuştur) bugünkü konumu, artık, maalesef kültür boyutunda değerlendirilemeyecek durumdadır.
Şerbetten Sorbeye


Şerbetin, Arapça‘da “içmek” anlamına gelen “şerben” fiilinden türetildiği varsayılmaktadır. Şerbetin ana yapım tekniği olan şurup ise Arapçadan olduğu gibi alınmıştır. Fakat eski Arapça’da şurup, şerbet  ve şekerli içecek anlamına gelir. Anadolu’ya yakın Arap coğrafyası, halen şerbet kelimesini Osmanlıların geçmişte kullandığı şekliyle kullanır.
Osmanlı dönemlerinde İngiliz seyyah ve sefirlerin şerbetle tanışması, bu ürünü evrenselleştiren Osmanlılar sayesinde  olmuştur ve şerbet (sherbet) sözcüğünü doğrudan kendi dillerine almışlardır. Ünlü yemek tarihçisi Alan Davidson, Osmanlı – Bizans – Venedik ilişkileri döneminde şerbetin, İtalyan mutfağına “sorbetto” olarak girdiğini bildiriyor.
Fransızlar ve İtalyanlar da öğrendikleri bu teknikle, karlı yada buzlu şerbetin benzeri olan buzlandırılmış şerbeti geliştirmişler ve adına “sorbet” adını vermişlerdir. “Sorbet”, Fransız mutfağının etkisiyle tüm dünya sofralarında geleneksel bir boyut kazanmıştır. Özellikle üst düzey mönülerin servis edildiği sofralarda, karmaşık tatlar damakta yorgunluk yaratır. Damağın rahatlamasını ve tazelenmesini sağlamak için ana yemek öncesinde “sorbet” sunumu, damağı bir sonraki yemeğe hazırlar.

Şeker ve suyun sihirli lezzeti


Şerbetin ana maddesi şeker ve sudur. Özellikle şeker kullanımının yaygınlaşması ve şekerin aynı zamanda yiyecekleri muhafaza yöntemlerinden biri olarak uygulanmaya başlaması reçel, murabba, şurup ve nihayet şerbetin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Şurup şerbetin temelidir. Doğadan toplanan ürünler şekerin kestirilmesiyle kaynatılır ve belirli bir kıvama geldiğinde soğutularak cam kavonozlarda saklanır. Şerbet yapılması gerektiğinde 1/3 oranında suyla sulandırılarak sunulur. Şerbetin katkı maddeleri arasında çiçek, bitki, meyve, kök, kabuk ve tohumları sayabiliriz. Bunun dışında pestil, kuru meyveler, pekmez, meyve ekşilemeleri, bal ve sirke gibi ürünler katkı maddesi olarak kullanılır. Şerbetler genellikle yaz aylarında soğutularak içilse de kış aylarında sunulan sıcak şerbetler de bulunur.
Çiçek Şerbetleri


Topkapı Sarayı’na sonradan eklenen helvane mutfağı adeta bir tatlı, şurup ve şerbet labatuvarı olarak işletilmiş. Sarayın en gözde şerbetleri  çiçeklerden gül, zambak, menekşe, fulya, yasemin, muhabbet, iğde ve nilüfer çiçeklerinden yapılırmış. Özellikle tatlı suda yetişen ve çok kısıtlı miktarda bulunan nilüfer çiçeğinden yapılan şerbet, akıllara durgunluk verecek bir reçete!
Şerbet yapımına bu kadar önem veren Osmanlı Sarayı’nda, doğal olarak sanatkâr kuyumcu marifetiyle yapılmış pahalı şerbet takımları ve avadanlıklar kullanılmış.
Genelde saray ve halk mutfağı arasında büyük uçurumlar olmasına rağmen mesele şerbet olunca, bu uçurum çok derin değildir. Zira şerbet her hanede her zaman ansızın gelen misafire sunulması gereken en önemli ikramdır.
Böylesine bir kültürün zamanla yok olmasının altında mutlaka pek çok etken yatıyor. Fakat aslında kaybettiğimiz, şerbet kültürünün asırlarca oluşturduğu beşeri ilişkilerin bütünüdür.

Ş E R B E T   T A R İ F L E R İ
Çilek şerbeti
Malzemesi:
500 gr çilek
1 lt su
130 gr toz şeker (%100 pancar şekeri)
Hazırlanışı: Çilekler temizlenip ayıklandıktan sonra, akşamdan şekerle karıştırılıp sabaha kadar buzdolabında bekletilir. Tencereye alınıp suyu ilave edilir ve hepsi birlikte kısık ateşte kaynamaya bırakılır. 5 dakika kaynadıktan sonra ocağın altı kapatılırak soğumaya bırakılır.
Soğuyunca tülbentten süzdürülüp soğuk olarak servis edilir.

Karadut şerbeti
Malzemesi:
500 gr karadut
130 gr şeker (%100 pancar şekeri)
1 lt su
Hazırlanışı: Karadut ayıklanıp temizlendikten sonra akşamdan şekerle karıştırılıp sabaha kadar buzdolabında bekletilir. Tencereye alınıp suyu ilave edilir ve hepsi birlikte kısık ateşte kaynamaya bırakılır. 5 dakika kaynadıktan sonra ocağın altı kapatılarak soğumaya bırakılır. Soğuyunca tülbentten süzdürülüp soğuk olarak servis edilir.

Gül şerbeti
Malzemesi:
500 gr gül yaprağı
130 gr şeker (%100 pancar şekeri)
1lt su
Hazırlanışı: Gül yaprakları ile şeker ovulur. Rengi ve kokusunun bağdaşması için 2 – 3 saat bekletilir. Suyu ilave edilip hafif ateşte kaynamaya bırakılır. Kaynadıktan 3 dakika sonra ocağın altı kapatılarak soğumaya bırakılır. Tülbentten süzdürdükten sonra soğuk olarak servis edilir.

Frambuaz şerbeti
Malzemesi:
500 gr frambuaz
130 gr toz şeker (%100 pancar şekeri)
1 adet kabuk tarçın
1 lt su
Hazırlanışı: Frambuazlar temizlenip ayıklandıktan sonra şekerle karıştırılıp 2 – 3 saat kadar bekletilir. Su ve kabuk tarçın ilave edilip kısık ateşte kaynamaya bırakılır. Kaynadıktan sonra 5 dakika daha kaynatılarak ocaktan alınır. Süzgeçten süzdürüldükten sonra soğuk olarak servis edilir.
Not: Servis ederken şerbetin içerisine taze frambuaz taneleri konulabilir.

Kızılcık şerbeti
Malzemesi:
500 gr kızılcık
300 gr toz şeker (%100 pancar şekeri)
2 tatlı kaşığı limon suyu
1 lt su
Hazırlanışı: Kızılcıklar yıkanır ve suyun yarısı tencereye alınıp kaynatılır. Kaynamış kızılcıklar, süzgeçte ezilerek suyu geçirilir. Suyun kalan diğer yarısı ile şeker beraber kaynatılır. Kaynayınca kızılcık suyu eklenip bir taşım beraber kaynatılır. Limon suyu ilave edilip ocaktan alınır ve soğumaya bırakılır. Soğuk olarak servis edilir.
      Skylife Dergisi

Meryem Hatice

Yazı kategorisi: GENEL, İÇECEKLER | » yorum bırak;

Neden tavuk yemiyoruz?

Yazan: Site - Yönetici Eylül 29, 2009

Neden tavuk yemiyoruz?

Neden tavuk yemiyoruz?

Neden tavuk yemiyoruz?

Sık sık ‘neden tavuk yemiyorsunuz?’ sualine muhatap olanlardan biri olarak, gerekçelerimizi izaha gayret edelim.

Çoğu kez, günümüzde tercih edilen –sulu veya modern – kesim yöntemini İslamî bulmadığımız için yemediğimiz zannedilerek, bu yöntemle kesilmiş tavuklar için x,w,q’lerden ‘yenilebilir fetvası’ aldıklarını izaha çalışmaktalar. Daha hassas olan kimseler ise bu yöntemi doğru bulup bulmadığımızı da sormaktalar.

Sanıldığının aksine tek neden ‘kesim’ sorunu değil…

Tavuk” ve ürünlerini tüketmememizin elbette birçok nedeni var!

Kesim son aşamalardan biri ve fetvalardan birine tabi olunarak çözülebilecek bir mesele…

Kesim tartışmalarına taraf olmadan önce, çok daha önemli ve üzerinde yoğun çalışma yapılması gereken o kadar sorun var ki!

Önce “tavuk’ diye satılan ürünler gerçekten tavuk mu?” sorusunu yöneltmemiz gerekiyor!

Bu nasıl bir soru’ diyebilirsiniz…

Hatta ‘ne münasebet, elbette tavuk’ diyenlerden de olabilirsiniz…

Ama biz sizinle aynı kanaatte değiliz…

Et ve yumurta tavukçuluğu şeklinde sınıflandırılan endüstriyel sektörde 40 gramlık civciv geçmişte 6 ayda 1 kğ’a ulaşabilirken, bugün sadece 40 günde 2 kg’a ulaşıyor.

Dilleri olsa ya da onun ifade edişini bizler anlayabilsek bu zulüm için kim bilir neler neler söylerlerdi…

Zaten bu hızlı ağırlık artışına ayak uyduramayan tavukların stres sonucu kalp krizi geçirip öldüğü de biliniyor.

Ölenler zayi oldu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bazen et olarak sofralara bazen de yem olarak tavukların midelerine…

Hakeza aynı artış bu büyüklükte olmasa bile yumurta tavukları içinde geçerli.

Çünkü ‘gerçek tavuk’ artık neredeyse köylerde bile kalmadı! Köylülerin önemli bir kısmı bile yumurtadan civciv elde etmek için uğraşmak yerine ‘hazır endüstriyel kuluçka civcivlerini’ alarak tavuk hale getiriyor! -Zaten endüstriyel bir virüs olan “kuş gribi” de doğal türlerin tümüyle ortadan kaldırılması gibi amaçlarla geliştirilmiş bir oyundu-

Hazır civciv yumurtadan değil mi?’ diyebilirsiniz. Haksız değilsiniz ve elbette yumurtadan fakat…

Bir: Artık adına tavuk dememiz bile imkânsızlaşan günümüzün sözde tavuklarının ezici çoğunluğunun genetik değişikliğe uğratılmış yamyam türler olduğunu belirtelim. -Kimi çevreler tavuklarda genetik değişiklik yapılmıyor gibi gayri ciddi beyanlarda bulunsalar da Ankara Tavukçuluk Araştırma Enstitüsü(ATAE), ’safhat tavuklar’ denilen ve ‘Atabey, Atak ve Atak-S’ isimleri ile tescil ettirdiği tavuklar bile bunun aksini ispat için yeterli-

Tavuklar ot obur türlerken, yemlerine kan ve mezbaha atığı tavuk ürünleri eklenerek, kendi türünü tüketen et obur yamyam hayvanlar ortaya çıkarılmış durumda.

Genetik yapısı değiştirilerek yamyamlaştırılan bir hayvan yahut yumurtlama makinesine dönüştürülen tavuk, aç kalması vb durumların yanı sıra beklenmedik anlarda yanındaki başka canlı bir tavuğu yediği artık sık sık görülmekte.

Kişilik, mideye giren gıdalarla oluşuyorsa, yamyam kümes hayvanlarını yemek insan nesli üzerinde nasıl bir etki yapar, hiç düşündünüz mü?

İki: Yemlere, ezici çoğunluğu birkaç kişi tarafından ithal edilen ve kısırlaştırıcı etkiye sahip genetiği değiştirilmiş (GDO’lu) mısır başta olmak üzere tehlikeli bitkisel ürünler eklenmekte.

Üç: Yine birçok gerekçe üretilerek, çeşitli aşamalarda muhtelif ‘antibiyotik’ ilavesi yapılmakta, hayvanlar ise bu antibiyotikleri tüketicisine aktararak bağışıklık sistemini bozmakta yahut da kalıcı hasarlara neden olabilmekte.

Dört: Kesimdeki Besmele’nin bir kez çekilmesi, o anki kesimdeki tüm hayvanlar için yeterli sayan görüşler olmakla beraber, aksini savunanlar da yani tek tek besleme çekilmeli diyenlerde mevcut.

Beş: Kendisinize ait gerçek bir tavuğu yahut -şeklen tavuğa benzediği halde fizyolojik ve genetik yapı itibari ile değiştirilmiş bir hayvan olan- sözde tavuğunuzu kestiğinizde yaptığınız yolum ile makinelerle yolum konusunda da ihtilaf mevcut.

Sorunlar elbette bunlarla da sınırlı değil. GDO’lu mısırla beslenen, antibiyotik ve diğer kimyasal ilaçlarla şişmanlatılan hayvanlar, etiketine yazılan ‘doğal’ ya da ‘natürel’ gibi gerçekle bağdaşmayan ifadelerle gözü kararmış tüketiciye sunulmakta.

Bazı sözde uzmanların kırmızı et yerine beyaz tavuk eti, bazılarının ise beyaz et yerine kırmızı et önerdiklerini görürüz. Aynı kişiler bir müddet sonra söylediklerinin tam tersini de ifade edebiliyorlar. Görüş değişimini ise bilimdeki sözde yeniliklere bağlayarak biz tüketicileri ellerinde oynatıyorlar.

Hâlbuki bunların ezici çoğunluğu, belirli lobilerin sözcüleri olup söylediklerinin ne bilimle ne de ahlakla uzaktan yakından ilgisi vardır. Konuşan ve konuşturanlar paranın, tüketenler ise hazzın köleleri olmaktan öteye geçmezler.

Günümüz fıkıhçılarının bazılarının nano gıda, GDO ve katkı maddeleri ile ilgili meselelerde verdikleri fetvaların isabet oranındaki zayıflık nedeniyle toplumsal etki yapsa da ehlince itibar görmemekte! Çünkü bu fetvalarına veri oluşturacak bilgiler, meseleye derinlemesine vakıf endişeli kimselerden edinmek yerine, ‘adı Müslim hâli tartışmalı’ kimselerin sözde bilimsel sunularına dayandırılabilmekte.

GDO konusunda İKÖ uzmanlarının “GDO helâl değildir” şeklindeki kanaatini, devamlı okurlarımız geçmiş yazılarımızdan hatırlayacaklardır.

Bunların yanı sıra, kan konusunda İslam Fıkhı Ansiklopedisi’nin yem bahsindeki; “Âlimler; hayvan boğazlandığında akıtılan kanın murdar olduğu, yenmeyeceği ve ondan herhangi bir yolla yararlanılamayacağı konusunda ittifak etmişlerdir. (İbn-i Arabî, Ahkâmül-Kur`ân, I/53) Bu ittifakın icma halinde olduğu ifade edilmiştir. (bk. Sabûnî, Ahkâmü`l-Kuran, I/160,163) O kadar ki, meşhur Hanefi fıkıhçısı Cessâs, bu maddelerin haram kılınışının her türlü yararlanmaya şamil olduğunu, binanaleyh ölmüş hayvan etinden hiç bir suretle yararlanılamayacağını, hatta köpeklere ve diğer et yiyenlere dahi yedirilemeyeceğini, çünkü bunun da bir nev`i yararlanma olduğunu söyler. (Sabunî, age, I/160)” cümleleri calibi dikkattir.

Son dönem âlimlerimizden rahmetli Ömer Nasûhi Bilmen hoca ilmihalinde mezbaha atıklarının hayvan yemi olarak kullanılması konusunda “Pak olmayan şeyleri, meselâ bozulup temizliğini kaybeden kolamış etleri vesaireyi, etleri yenilebilen hayvanlara yedirmek caiz değildir” demekte.

Netice itibari ile kaç yıla vardı bilmiyorum ama uzun yıllardır tavuk ürünlerini yemiyorum.

Çünkü tavuk meselesi eldeki veriler ışığında –hiçbir otorite olmadığımız halde– bizim açımızdan ‘şüphenin ötesinde’ olsa bile “…Haram veya helal olduğu şüpheli olanlar vardır. İnsanlardan çoğu bunları bilmezler. Her kim bu şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini de, şerefini de korumuş olur. Kim de şüpheli şeylere yönelirse harama düşmüş olur…” Hadis-i Şerifi’nin muhatabı olarak günümüz tavuklarını yemememiz gerekiyor.

Çözüm yine bizim elimizde.

Kazancı kadar yiyip içtiklerinden de hesaba çekilecek olan insanlar, kendisine sunulan her şeyi tüketmez, tüketmemeli…

Tüketebileceğimiz koşulları ortaya koyar ve uyarsak; üreticiler, yaşamak için bizim tercihlerimize saygı duymak zorunda kalırlar!

Mevcut sistemde ruh ve beden sağlımız ile yaşamımız maalesef kapitalist, materyalist ve makyavelist sistemin elinde.

Hâlbuki olması gereken, onların ekonomik yaşamının bizim elimizde olması ve bizim sağlık ve inancımız açısından tüketim tercihlerimize saygılı üretimler yapmalarıdır. Lakin bizim acınası halimiz onların yaşam pınarına dönüşmüş.

 

Kemal Özer – Timeturk

Yazı kategorisi: BUNLARI BİLİYORMUYDUNUZ, GENEL | » yorum bırak;

MUBAREK RAMAZAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN.

Yazan: Site - Yönetici Eylül 20, 2009

MUBAREK RAMAZAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN.

MUBAREK RAMAZAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN.

MUBAREK RAMAZAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN.

Degerli ziyaretçilerimizin ve bütün İslam aleminin mubarek Ramazan Bayramını en içten dileklerimle kutlar ve daha nice bayramlara kavuşturmasını Hz.Allah’tan temenni ve niyaz ederim.

Ebu Hureyre (r.a) , Rasulullah (sav)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etti ;

Bayram gecesi olunca melekler dalgalanır ve Allah hiçbir kimsenin vasfedemeyeceği şekilde nuru ile tecelli eder.Ve ertesi gün bayram yapacak olan meleklerine şöyle seslenir;

-Ey melekler topluluğu ! İşini tam yapan işçinin ücreti nedir?

Melekler;

-Ücreti tam verilir.

Bunun üzerine Allah;

-Sizi şahid tutuyorum ki hepsini bağışladım.”

 

“Mevlam bağışlananlar arasında olabilmeyi hepimize nasip etsin..Hayırlı Bayramlar..”

..

Yazı kategorisi: GENEL | » yorum bırak;

Kırmızı ete buğday unu katılıyor

Yazan: Site - Yönetici Mart 9, 2009

Kırmızı ete buğday unu katılıyor

Kırmızı ete buğday unu katılıyor

Kırmızı ete buğday unu katılıyor

Kötü niyetli satıcılar, pastörize edilmiş buğday ununu kırmızı ete katıp haksız kazanç sağlamaya başladı.

Kırmızı etin gramajında yüzde 30′a varan artış sağlayan Bradmix adlı kimyasalın yerini artık, unlu mamuller ve fonksiyonel ürünlerde kullanılan Suprex adlı pastörize edilmiş buğday unu aldı. Suprex, tutucu özelliği sayesinde etin mayalı hamur gibi hacminin genişlemesine ve ağırlığının da eklenen su kadar artmasına yol açıyor. Pişirirken ise hacim küçülmesi yaşanmıyor. Ancak, et yavanlaşıyor.

Sağlığa zararlı olduğu gerekçesiyle ithalatı yasaklanmasına rağmen, yurtdışından kaçak olarak getirilen Bradmix adlı kimyasala karşı alınan önlemler, et ve et ürünlerinin gramajını artırmada kullanılan yöntemlere bir yenisinin daha eklenmesini sağladı. Etin gramajında yüzde 30′a varan oranda artış sağlayan Bradmix’in yerini şimdi, unlu mamüller ve fonksiyonel ürünlerde kullanılan Suprex aldı. Suprex, tutucu özelliği sayesinde kullanıldığı ürünlerde, eklenen suyu dışarı salmayarak, hacminin ve ağırlığının artmasına yol açıyor. Buğday içerikli olması nedeniyle doğal bir ürün olan Suprex’in et ve et ürünlerinde kullanımı, sağlık açısından herhangi bir sakınca oluşturmuyor. Ancak, 700 gram etin gramajını 1 kilograma çıkardığı için tüketicilerin aldığı ürüne değerinden fazla bedel ödemesine neden oluyor. Pişirme esnasında harhangi bir hacim küçülmesi yaşanmıyor ama et yavanlaşıyor.

Yerlisi de üretiliyor

Hollanda merkezli Codico firmasının lisansıyla Türkiye’de de üretilmeye başlanan Suprex, buğdayın un haline dönüştürülmesinden sonra pastörize işleme tabi tutularak elde ediliyor. Bu ürünün üç aydan bu yana Türkiye’de üretilmeye başlanmasıyla birlikte, cazip fiyatı nedeniyle bir anda yurtdışından ithal edilen hacim artırıcı ve su tutucu kimyasalların yerini almaya başladı. Yapıştırma ve tutma gücü yüksek olan bu ürün, kağıt ve karton üretiminin yanı sıra, sıkıştırılmış ahşap, sondaj sanayi ve petrol kuyularının kapatılmasında dolgu malzemesi olarak kullanılıyor. Aynı zamanda başta patates ve mısır cipsleri olmak üzere dondurulmuş gıda ve makarna gibi unlu mamullerin üretiminde kullanılıyor.

Etin ağırlığını artırıyor

Çözüldükten sonra suyunu salmasını önlemek için dondurulmuş et ve et ürünlerine enjekte edilen Bradmix’in yerini, Suprex’in almasında fiyat açısından cazip olması da önemli oranda etkili oldu. Suprex, hem Bradmix’te olduğu gibi sulandırıldıktan sonra kırmızı ete şırınga edilebiliyor, hem de suyla karıştırılmış Suprex’in içine et yatırılarak, suyu emmesi sağlanabiliyor. Suprex, etin mayalı hamur gibi hacminin genişlemesine ve ağırlığının da eklenen su kadar artmasına yol açıyor. Suprex’in tutucu özelliği, et pişirilirken içerdiği suyu da kaybetmemesini sağlıyor. Pişmiş ette, herhangi bir hacim küçülmesi yaşanmıyor.

Et et olmaktan çıkıyor

İstanbul Veterinerlik Fakültesi Besin Hijyeni ve Teknolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Bülent Nazlı, Avrupa Birliği standartlarına göre, kırmızı etlerin suyu bağlama oranının yüzde 8′i geçmemesi gerektiğine dikkat çekerek, “Buna da dondurulma aşamasında kaybedilen suyun ete geri kazandırılması için izin veriliyor. Ancak, bu Türkiye’de etlerin kapasitesi zorlanarak, yüzde 30′lara kadar çıkarılıyor. Böylece, etin gramajı artırılırken, verimliliği düşürülüyor” dedi.

Rakamlarla Türkiye’de kırmızı ve beyaz et pazarı

Türkiye’nin yıllık kırmızı et tüketimi 1 milyon ton.

Kişi başı tüketim ise 18.6 kilogram.

Beyaz et tüketimi ise 1 milyon ton.

Beyaz ette kişi başı tüketim 14.5 kilogram.

Suprex, hangi sektörde ne amaçla kullanılıyor

Unun su tutma kapasitesini artırıyor. Kendisinin 4 katı kadar su ve yağ tutabildiği için daha fazla son ürün elde edilmesini sağlıyor.

Daha az undan daha fazla ekmek elde edilmesine neden oluyor. Ekmek kabuğu renginin parlak, kırmızı ve esnek olmasına yol açıyor. İç yapısını düzenleyerek bayatlamayı geciktiriyor. Pişme süresini azaltıyor.

Pasta ve keklere konan, meyve ve çikolata parçacıklarının dibe çökmesini engelliyor. Krep ve tortilla tipi hamurlarda kırılmaları önlüyor.

Kuru pasta ve kurabiyelerde kırılmaları engelliyor.

Dondurulmuş ürünlerin çözüldüğünde su kaybını engelliyor.

Makarna, erişte ve mantı üretiminde durum buğdayının ikamesi için kullanılıyor. Makarnanın suda dağılmasını engelliyor.

Bisküvi, gofret, külah, kadayıf üretiminde kullanılarak son ürün sayısını artırıyor.

Kırmızı etlerin enjekte edilen suyu daha sonra kendiliğinden salmasını önlüyor. Sucuk, köfte gibi et ürünlerinin pişme aşamasında dağılmasını engelliyor.

(Hürriyet )

Yazı kategorisi: BUNLARI BİLİYORMUYDUNUZ, GENEL | 2 Yorum »

Mubarek Mevlid Kandiliniz Kutlu Olsun

Yazan: Site - Yönetici Mart 8, 2009

Kandiliniz Kutlu Olsun

Kandiliniz Kutlu Olsun

Mubarek Mevlid Kandiliniz Kutlu Olsun

Başta degerli ziyaretçilerimiz olmak üzere , Bütün İslam aleminin mebarek Mevlid Kandilini kutlar, Hayırlara vesile olmasını Hz. Allah’tan temenni ve niyaz ederiz.

Yazı kategorisi: DUYURULAR, GENEL | 1 Yorum »

TERBİYELİ SOMON SALATASI

Yazan: Site - Yönetici Ocak 6, 2009

TERBİYELİ  SOMON SALATASI

TERBİYELİ SOMON SALATASI

TERBİYELİ  SOMON   SALATASI

Malzemeler  

200 gram somon balıgı ( Dilimlenmiş ve küçük kare şeklinde kesilmiş )

1 Adet orta boy marul

1 Adet küçük kırmızı sogan

1 Adet domates.

1 Adet limon

Salata için sızma zeytin yagı

Kızartmak için  sıvı yag

Tuz ve biraz karabiber.

 

Yapılışı

 

Somon balıgını küçük kare şeklinde kesin ve terbiye edin ( Yani biraz sıvı yag, karabiber vesaire baharatlar ile ).Kılçık varsa onları alın. Zaten somon balıgında fazla kılçık olmaz.

Orta ateşte güzelce kızartın ve uzerine bıraz limon suyu sıkın.

Diger taraftan, marulu ve domatesi  istediginiz şekilde kıyın, soganı halka şeklinde kesin. Sızma zeytin yagı,Tuz ve karabiberi ekleyin ve karıştırın, üzerine kızarttıgımız somon’ları koyun. İsterseniz  üzerini süslemek için taze dere otu koyabilirsiniz.

Cok hafif ve saglıklı bir menü. Yapması cok kolay.

Afiyet olsun.

Yazı kategorisi: BALIKLAR, DİGER YEMEKLER, GENEL, NORVEÇ YEMEKLERİ, SOMON BALIGI | 2 Yorum »

Kim olsun ?

Yazan: Site - Yönetici Aralık 28, 2008

Sanal ortamda Beysehir belediye baskani kim olsun diye bir anket baslatmislar.

Hemserimiz  , Deneyimli ve halen Konya il genel meclis uyesi olan  sayin”  izzet tasci ” ya oy verelim LUTFEN.

Oylamak icin bu linke tiklayin .  http://www.kimolsun.com/default.asp?sayfa=anketler&kategori=2&alt_kategori=2&il=42

Yazı kategorisi: GENEL | 1 Yorum »

SOSİS ZİYAFETİ

Yazan: Site - Yönetici Aralık 18, 2008

Sosis

Sosis

SOSİS   ZİYAFETİ

 

Izgarada sosisi yalnız cocuklar istemez, Büyüklerde bazen sosıs yemek ister. Izgarada degişik sosıs ceşitlerini kızartabilirsiniz şişlere takıp degişik variyantlarda pişirebilirsiniz.

Çok kolay ve pratik bir tarif.

 

Sosis ziyafeti  >>>  4  Kişilik

 

Malzemeler

  • 8 adet ızgaralık sosis. 
  • 150 g kaşar peyniri 

Yapılışı :

1.Bıçak ile sosisleri uzunlamasına iki tarafından birazcık yarın ki aralarına peynir dilimlerini koyacagız.

2. Peyniri, uzunlamasına kestigimiz sosislerin arasına yerleştirin.Ve önceden ısıtılmış fırına verin.

 Fırında 225 derecede  yaklaşık 10 dakika fırınlayın ve istenilen şekilde servis yapabilirsiniz.

Afıyet olsun

Yazı kategorisi: DİGER YEMEKLER, FIRIN YEMEKLERİ, GENEL, NORVEÇ YEMEKLERİ | 3 Yorum »

ANDIZ PEKMEZİ NASIL YAPILIR !

Yazan: Site - Yönetici Aralık 17, 2008

ANDIZ PEKMEZİ NASIL YAPILIR !

Yazı kategorisi: DİGER YEMEKLER, GENEL | 2 Yorum »

PATATES SALATASI ( Asya mutfagı )

Yazan: Site - Yönetici Aralık 16, 2008

Patates salatasi

Patates salatasi

PATATES  SALATASI  ( Asya mutfagı )

Patates her zaman popülerdir, Bu tarıf Asya kökenli  şili biberli degişik bir salata çeşididir. Özellikle kızartılmış veya ızgarada yapılan etlerin yanında harika olur.

Malzemeler  >>>  4  kişilik

  • 600 g haşlanmış taze patates
  • 1 adet. pırasa
  • 1 tutam kırmızı turp ( Kırmızı küçük turp )
  • 1 adet kırmızı biber.  
  • 1 adet kırmızı şili biberi.
  • 1 tutam taze sogan ( istege göre azaltabilirsiniz )
  • Sosu için :
  • 3 çorba kaşıgı zeytin yagı  
  • 1 çorba kaşıgı sirke ( Türkiyede salatada sirke fazla tercih edilmez, kullanmayabilirsiniz )
  • 1 çorba kaşıgı limon suyu  
  • 1 ½ çay kaşıgı tuz  
  • ½ çay kaşıgı karabiber  

YAPILIŞI:

1. Patatesleri haşlayın,biraz sogusun ve patatesleri dilimler halinde kesin. Pırasayı, kırmızı turpu ve kırmızı biberi dilim şeklinde kıyın.Şili biberini ve taze soganı küçücük olacak şekilde  kıyın.  Hepsini geniş bir kaba koyun ve hafif karıştırın.

 2. Sosumuzda adı geçen malzemeleri önce karıştırın ve salatanın üzerine ilave edin. Ve sos ıle salatayı yavaşça karıştırın. Salatamız servise hazırdır.

Afiyet olsun.

Yazı kategorisi: DÜNYA MUTFAKLARINDAN, DİGER YEMEKLER, GENEL, PATATESLI..., SALATALAR | 2 Yorum »